hekim haklari derneği
hekimhaklari facebook
hekimhaklari facebook
SAĞLIK HİZMETİ SUNUMU VE HEKİMLERİN DEĞERİ HAKKINDA YORUM HERKESİN HADDİ DEĞİLDİR.(2009)
SAĞLIK HİZMETİ SUNUMU VE HEKİMLERİN DEĞERİ HAKKINDA YORUM HERKESİN HADDİ DEĞİLDİR.(2009)

SAĞLIK HİZMETİ SUNUMU VE HEKİMLERİN DEĞERİ HAKKINDA YORUM HERKESİN HADDİ DEĞİLDİR.
 

Sağlık hizmeti toplumsal algıda önemli bir yer tutmaktadır. Ekonomik sürdürülebilirliliği, kaliteli ve standardize sunumunun zorlukları ile dünyadaki bütün ülkelerde ciddi bir problemdir. Dünyada halen finansmanı, eğitimi, organizasyonu ile genel kabul görmüş bir formasyonu yoktur. Ülkeler kendi ekonomik zenginlik, gelişmişlik, kültürel yapı, siyasi şekli, medeniyet ve din algısına göre farklı çözümler üretmeye çalışıyor. Çünkü sağlık hizmetinin kalitesi yada başarılılık oranı bizatihi hastanın ve otacılarının insan olmasından kaynaklanan bir yapıya dayandığı için çok faktörlü ve çok değişkenlilik içerir. İnsanlık bu arayışta insanla ve onun değerleriyle çatışmadan daha sağlıklı ve mutlu bir hayatı hep beraber arıyor.

          Ülkemizde ise geleneksel halk tababetinden başlayan Osmanlı Devleti askeri tıbbiyesi ve cumhuriyetimizin ilk yıllarında yapılan başarılı kanuni düzenleme ve halk sağlığı hizmetleri ile sağlık sistemimiz kurulmuştur. Daha sonra 1961’de Prof. Dr. Nusret H. Fişek’in öncülüğünde “sağlık hizmetlerinin sosyalleştirilmesi hakkındaki kanun” ile ilk kez sağlık hizmeti, devletin yerine getirmesi gereken bir görev olarak tanımlanmış ve ülke sınırları içinde yaşayan tüm vatandaşlar devletin sorumluluğuna alınmıştır. Bu tarihten itibaren değişik kanuni düzenlemeler ile sağlıkta sosyalizasyon daha da geliştirilmiştir. Devam eden dönemlerde maalesef ileri bir sistem sağlanamamış çok başlı ve çok farklı finansmanlı kontrolsüz bir sağlık sunumu oluşmuştur. Bu yapı ülkemizin siyasi sürecinde  biraz da günübirlik tedbirler ve basit siyasi hedeflerle şekillenmiştir. Şüphesiz bu durum sağlık çalışanlarının değil, sağlığı yöneten siyasilerin yanlışları nedeni ile oluşmuştur. Oluşan sağlık hizmeti bozuklukları da bu siyasiler tarafından herzaman sağlık çalışanlarının suçu olarak gösterilmiştir. Toplum doktor, hemşire gibi bütün sağlık çalışanlarına karşı doldurulmuştur. Süreçte maalesef bütün toplumsal kesimler bu propagandadan nasibini almış, sağlık çalışanları özellikle de hekimlere karşı bir önyargı oluşturulmuştur. Hekimler önlerine gelen her hastaya bakmak ve şifa dağıtmak görevini yaparken, gençliğinde SSK’lı olduğu için devlet hastanesinde  kendisine hizmet verilmeyen bir başbakan yada annesine gerektiği zaman ambulans bulamayan bir gazete yöneticisi geri ödeme kurumları yada o bölgenin kamu yöneticileri yerine hekimleri suçlayabilmiştir. Aksaklık ve problemler haketmedikleri halde doktorlara yöneltilmiştir.
 
          Şüphesiz bütün meslek grupları gibi sağlık çalışanlarının özelde ise hekimlerin problemleri, yanlışları yada sağlık sisteminde hataları olabilir ve  vardır da. Objektif bir gözle sağlık sistemimizdeki problemlerimizi analiz ederek çözümlemeye mutlaka ihtiyaç vardır. Devlet yöneticisi ve idarecilerinin tespit ederek cezalandırması ve yapılmasını engellemesi gerekli olan ‘bıçak parası’, ‘taşma sendromu’ gibi isimler verilerek hekimlerin karalandığı eylemler aslen bunlara bilerek göz yuman idarecilerin suçlarıdır. Her meslek grubunda bulunabilecek bu tip suistimaller mesleğini etik, vicdani değerlere bağlı olarak ve tıbbi kurallara uygun olarak icra eden Türk hekimlerini töhmet altında bırakmıştır. Yöneticilerin görevi suçu azaltmak, ona giden bütün kanalları kesmek iken mal bulmuş mağribi gibi yaygaralar yapılmıştır. Bütün meslek çalışanları karalanmıştır. Bir takım münferit suistimalleri büyüterek ve hatalı sistemin hekimleri yapmaya zorladığı yanlış uygulamaları bahane ederek bir kıyım ve suçlama kampanyası oluşturmak sağlık sistemimize uzun dönemde ciddi zararlar verebilecek yanlış bir süreçtir.
 
          Son dönemde ise sağlıkta dönüşüm programı ve tam gün yasası sağlık sistemi ve özellikle hekimlerin üzerine bütün gözlerin çevrilmesine neden oldu. Üniversitelerde yüksek eğitimi verilen ve başlı başına bir bilim dalı olan sağlık yönetimi populist siyasilerin elinde miting meydanlarının malzemesi haline geldi. İlgili ilgisiz, bilgili bilgisiz önüne gelen herkes bu konuda ahkam kesmeye, gazete bilgileri ile fikir yürütmeye başladı.
Zaman gazetesinde Ekonomist Bülent TOP imzası ile 24.06.2009 tarihinde  yayımlanan bir yazı da bu bağlamda talihsiz ifadelerle dolu bir yorum olarak tarafımdan değerlendirilmiştir(1). Objektif kriterlerden uzak, zaman zaman hakarete varan bir dille yazılmış, yorumcunun hakim olmadığı bir sektörde bilgisizce kalem oynattığı ve önyargı ile dolu bu yazıdaki bir takım ifadelerin tashihi ve arka plan zihniyetiyle ilgili kamuoyunu kısa bir şekilde bilgilendirmek bizim için bir gereklilik olmuştur.
 
          Her şeyden önce bu yazıda hekim değerliliği ilkel toplumların bir özelliği olarak görülmüş ve eşrefi mahlukat insanın direk olarak en değerli şeyi olan canıyla uğraşan bu hikmet eli değersizleştirilmeye çalışılmıştır. Bu değersizleştirme iftirasında da mesleği para ve haksız menfaat üzerinde kurgulayarak bütün medeniyet ve tarih algımızla alay edilmiştir. Türk hekimleri ve milletimiz bu ilkellik iftirasından beridir.
 
         Yazıda Türk hekimlerinin anormal para kazandığı, yasal olmayan yollardan para aldığı iddia edilmiştir. Bu sözler apaçık bir iftiradır. İspat edemeyen müfteridir. Herhangi yerde ve zeminde tespit ettiği halde idari ve adli makamlara bildirmeyen vicdanen ve hukuken suçludur. Hasta ile hekim arasında para alışverişi olmaması gerektiği ise hayran olunan (ergin toplum?) batı ülkelerinde olmadığı iddiası ile kutsanmıştır. Bu bilgi açık, net ve tamamen yalandır, yanlıştır, bir bilgisizliğin yada önyargının ürünüdür. Ücretli sağlık hizmeti sunumu Küba ve birtakım ismi bile bilinmeyen birkaç ülke hariç dünyanın bütün ülkelerinde yasaldır. Hekimler ve diğer sağlık çalışanları bütün diğer meslek sahibi insanlar gibi acil ve özel bir takım haller hariç mesleklerini bir ücret karşılığı icra eder, vergilerini verir. Beyan edilen, kanunların izin verdiği, karşılıklı rızalaşmaya dayanan, vergilendirilen bir kazanca dil uzatmak sadece uzatanı yaralar. Bu gelirleri ile sağlık çalışanları alınları ak olarak, analarının ak sütü gibi helal olan rızıkları ile aramızda dolaşmaktadır. Başka söze ne hacet.
 
         Sağlık hizmeti bir hayır hizmeti değildir. Sağlık çalışanları, birer profesyoneldir. İşlerini bir ücret karşılığında icra etmektedirler. Sağlık kurumları da birer hayır kurumu değillerdir. Sadece özel sektör değil, kamuya ait sağlık kurumları da döner sermaye ve performans uygulamalarıyla birer işletme niteliğindedir. Hasta ile hekim arasına para konusunun girmemesi isteği bir çok kişinin söyleminde olmasına karşın reel dünyada gerçekçi değildir.  Sosyal devlet insanımızın sağlık ihtiyacını karşılamalıdır. Ancak istekliliğe dayanan ve serbest girişimle oluşan sunumları yasaklamak doğru değildir. Böyle bir vasatta insani gerekçeler öne sürülerek yapılacak tek yönlü bir yasaklama hizmetten faydalanmak isteyen hasta içinde bir hak gaspıdır. Aynı zamanda sağlık sunucuları arasında serbest rekabeti oluşturarak sağlıkta kaliteyi arttıran etkili bir faktördür. Sağlıkta tümüyle kamusal bir sunum iddiası 1917 model, rus malı bir fikirdir. Gerçekçi değildir. Denenmiştir, insana uymadığı görülmüştür.
 
         Cumhuriyetimizin 1930’lu kuruluş yıllarının hitler dönemi olarak adlandırılarak aşağılandığı ve o dönem kanunlarının sorgulandığı ifadeler açıkça cumhuriyetimizin kurucularına ve o zamanki kanun koyucularına haksızlıktır. Aynı dönem; kadınlara seçme ve seçilme hakkının verildiği, demokrasinin ve insan haklarının ülkemizde bütün dünyadan daha önce eşsiz bir akılla kurgulandığı, sayılamayacak kadar çok düzenlemenin yaşayan toplumdan daha önde bir vizyonla yapıldığı bir dönemdir. Yorumcu bilgisizce o tarih dönemini yargılamaya çalışmıştır. 1219 sayılı ve 2368 sayılı kanunlar döneminin eşsiz şaheserleridir. Tabi ki kanunlar yaşayan toplumlar içindir ve değiştirilebilirler. Ancak bu gerekçeler, ihtiyaçlar ve değişen bilimsel ve toplumsal kurallar dahilinde  Büyük Millet Meclisince yapılır. Meclisin takdiri olmadığı sürecede kanun kanundur. Doğrudur. Yasaldır.  Aşağılanamaz. Sadece eleştirilebilir. Yorumcu haddini aşmıştır.
 
          Kamuda çalışan hekimlerin mesai saatleri dışında mesleklerini serbest olarak icra etmesinin hasta haklarını ihlal ettiği ve sömürünün en önemli nedeni olduğu safsatası ise dayanaksızdır. Mantıksızdır. Hekimlerin mesai dışı çalışmalarının hasta hakları ile ne gibi bir ilgisi olabileceği tarafımca anlaşılamamıştır. Galiba yorumcu son dönemde gazete ve televizyonlardan sıkça duyduğu hasta hakları kelimesinin özellikle hekimler tarafından ülkemizde oturtulmak istenen bir kavram olduğunun bilgisine sahip değildir. Evet, bu kavram gerek sağlık bakanlığı gerekse hekim odaları ve hekim örgütlerinin öncülüğünde gerçekleşmiştir. Hasta hakları da iddiacının konumlandırdığı gibi hekim karşıtlığı değildir. Yorumcu bilgi almak isterse her hangi bir hekimden yada güvenmiyorsa hasta hakları çevresinde kurulmuş bütün sivil toplum kuruluşlarından bilgi alabilir.
           Bu satırları yazan bir hekim olarak, siyasi bilgi birikimim kısıtlı olsa da yazıdaki devlet hizmeti olması gereken herşeyin sorun olduğu ve bununda sektörü ve sömürüsünün doğduğu ifadesi dikkatimi çekti. Yorumcunun hangi siyasi/ekonomik tercihte olduğu konusunda  aklımda şüpheler uyandı. 21. yüzyılda geçen yüzyılın çok tartışılmış sorunsallarından birisi olan bu konuyu takdirlerinize bırakıyorum. Sağlık sektörünün en hacimli sektör olduğu şeklindeki beyanının yanlışlığı için ticari şirket ciroları ve kişisel servet beyanlarına bakmaya gerek olduğunu bir ekonomiste söylemek zorunda olduğum için hicap duyuyorum. Yorumcunun kesin birer nass gibi beyan ettiği, sağlık hizmet geri ödeme ve sigortacılık konusundaki beyanları yine bir yüzeyel bilgi birikiminin ürünüdür. Sağlık hizmetinin geri ödeme şekillerinin neler olduğu, ülkemizin kendi şartlarıyla bu sistemlerden hangisini model olarak uygulamaya çalıştığı, her modelin bir takım kazanımları ve riskleri olduğu, diğer ilkel(?) ve ergin(?) toplumların hangi modelleri seçtiği konusunda istenirse bilgi alabileceği basit risaleler vardır. Kendisine tavsiye edebiliriz(2,3).  Öte yandan Maliyet, kar-zarar hesaplarının sağlık sistemi için söz konusu olamayacağı iddiası içinse tıp fakültelerinin bütün klınik bölümleri ve sağlık yönetimi fakültelerinde maliyet analizinin ders kitapları içinde bir bölüm olduğu, toplum sağlığı çalışmaları da dahil olmak üzere bütün tıbbi alanlarda maliyet-etkinlik (cost-effectivite) analizinin olmazsa olmaz bir parametre olduğunu belirtmek isterim. Klişe laflarla sağlık alanında konuşmak kolaydır ama bir şey ifade etmez. Lütfen haddinizi biliniz.
          
            Çeşmeden küpünü doldurmak isteyen genç hekimler sözü tıp fakültelerinde yıllarını vererek ülkemiz ve insanımız için çalışan bütün sağlık öğrencilerini üzer. İtham eder. Özür gerektirir. Haddi aşmış bir ifadedir. Kınıyorum. Bu ifadeyi yayınlayan gazeteyide özüre davet ediyorum.
 
            Sabahtan şöyle bir üniversiteye uğrayıp sonra gün boyu dışarıda çalışan öğretim üyesi hekimler var ise lütfen idarecilerine şikayet ediniz. Gereğini yapmazlarsa ülkemizde suç duyurusunda bulunulacak çok makam var. Hele maaşlarını devletin ödediği ekipleri alıp özel hastenelerde ameliyat yaptıran kişileri bilipte adli makamlara bildirmeyenler benim gözümde o suçu yapanlardan daha adidirler. Lütfen böyle kişileri biliyorsanız ihbar ediniz. Etmeden sadece konuşuyorsanız yada yazıyorsanız benim gözümde sadece suç ortağı yada müfteri olarak göründüğünüzü biliniz.
 
            Döner sermaye uygulamasının derhal kalkması gerektiğinin iddiası için bu uygulamanın OECD tarafından 2009 yılında övüldüğü gibi, personel verimliliğini artırmak için diğer ülkelerin de örnek alması tavsiye edildiğini biliyorlar mı diye sormak isterim. Eksikleri ve bir takım revizyon ihtiyaçları olmasına rağmen dünyada ki bir çok ülkenin dikkatini çeken ve sağlığı yöneten şu andaki yöneticilerin bir siyasi başarı olarak övündüğü bir uygulamanın bu kadar kolaycılıkla yasaklanmak istenmesi hangi akılla açıklanabilir?
 
             Milyonlarca gereksiz reçete yazıldığı ve sevk zinciri ile herşeyin çözüleceği halde yapılmamasının doktor hatası olduğu iddiası ise tabiri caizse Sağlık bakanlığı ve SGK üst düzey yönetici ve planlayıcılarına yapılmış garip bir şaka gibi. Bu yorumcunun yetkililerine sevk zincirini şu ana kadar neden uygulanmadıklarını birazcık merak ederek sormasını isterdim. İlkokul aritmetiği ile sağlık sistemini bir çırpıda çözmek çok güzel olsa gerek.
Tam gün yasası gerekçeleri, önerileri, kazanımları ve riskleri ile bir tasarıdır. Savunulabilir, geliştirilebilir, değiştirilebilir, reddedilebilir. Şüphesiz denenebilir de. Hekimlerimiz ve bütün sağlık camiası bu yasa tasarısı etrafında kafa yormaktadır(4,5). Üzerinde konuşulan halen uygulamada ki yasalar üniversitelerde, eğitim hastanelerinde ve taşra hastanelerinde farklı kazanım ve sorunları birarada taşımaktadır. Her bir kurum ve coğrafya için insanımızı mağdur etmeden, sağlık çalışanların özlük haklarını bozmadan, sağlık eğitimi ve uygulamasında kaliteyi arttırıcı yönde içinde dinamikler barındıracak tarzda düzenlemeler yapılabilir. Münferit suistimallerin azaltılması ve de engellenmesi sistemsel bir yaklaşım gerektirir. Bu mümkündür. Total bir yasaklama girişimi bizce yanlıştır. Kötüleyerek ötelemek kolaycılıktır. İstenilen başarıyı vermez. Gerçekçi değildir.
 
            Sonuç olarak Sosyal devlet gerekleri, sağlık hizmeti sunumu, sağlık sigortacılığı, geri ödeme kurumlarının pozisyonu, özel ve serbest sağlık meslek icrası gibi konular bu kadar yüzeyel bilgilerle ve basit ilkokul mantıkları ile çözülemez. Bütün sağlık çalışanları ve toplumumuz ilkel diye nitelendirilemez. Hele toplumumuzun en değerli meslek gruplarından birisi böyle haketmediği ithamlarla karşı karşıya bırakılamaz. Bu yorum adı verilen yazı haddini aşmış bir talihsizliğin ürünüdür. Yazar Türk hekimlerinden ve Tıp öğrencilerinden özür dilemelidir. Ülkemizin hekimleri yazarın ithamlarından müstağnidir.
 
 
                                                                                                                    Uzm. Dr. Yahyahan Güney
                                                                                                                      Hekim Hakları Derneği
                                                                                                                          Genel sekreteri
Diğer Haberler
YENİ SAĞLIK BAKANIMIZA ZİYARET.
YETER ARTIK! SAĞLIKTA ŞİDDET ARTIK DURDURULSUN!
MESLEKDAŞIMIZA YAPILAN SALDIRIYI ŞİDDETLE KINIYORUZ. ACİLEN YASAL DÜZENLEME YAPILMASINI İSTİYORUZ.
TÜRK TABİPLER BİRLİĞİNİ KINAMA (BASIN AÇIKLAMASI)
TÜM ŞEHİTLERİMİZİ RAHMETLE ANIYOR, GAZİLERİMİZE MİNNETLERİMİZİ SUNUYORUZ
BASIN BİLDİRİSİ
BU MENFUR CİNAYETİ ŞİDDETLE KINIYORUZ!
HEKİM HAKLARI DERNEĞİ BAŞKANLIĞINA PROF. DR. ADEM AKÇAKAYA SEÇİLDİ.
BASIN BİLDİRİSİ
TERÖRÜ LANETLİYORUZ.
İSTANBUL İL SAĞLIK MÜDÜRÜ DOÇ. DR. KEMAL MEMİŞOĞLU'NU MAKAMINDA ZİYARET
HEKİM HAKLARI DERNEĞİ ''DEMOKRASİ VE ŞEHİTLER MİTİNGİ'' NE KATILACAKTIR.
Çanakkale'de Dr.Yusuf İlker Çömez'e yapılan bıçaklı saldırıyı kınıyoruz!
07 AĞUSTOS DEMOKRASİ VE ŞEHİTLER MİTİNGİNE DAVET
MİLLET İRADESİNİN DOKUNULMAZLIĞI ESASTIR!
 
 
doktoryaninda.com Sağlık Bakanlığı İstanbul Tabip Odası Türk Tabipleri Birliği
ANA SAYFA KURUMSAL SEKTÖR HABERLERİ FAALİYETLER HUKUK-MEVZUAT ÜYELİK FORMU GALERİ BİZE DANIŞIN İLETİŞİM

Tel: 0505 366 0 443 / Faks: 0505 366 0 443
hekimhaklarider@gmail.com

Copyright © 2016 Tüm Hakları Saklıdır.

www.hekimhaklaridernegi.org